Küresel Düzenin Hikayesi, 29. Bölüm, Lucy In The Sky with Diamonds, Olağanüstü 1960’lar

Burak Köylüoğlu
  1. Küresel Düzenin Hikayesi, I. Bölüm, Westfalya Düzeni (1648-1789)
  2. Küresel Düzenin Hikayesi, II. Bölüm, Fransız Devrimi’nin Öyküsü  (1789-1799)
  3. Küresel Düzeninin Hikayesi, III. Bölüm, Napolyon Savaşları (1799-1815)
  4. Küresel Düzenin Hikâyesi, IV. Bölüm: Viyana Düzeni
  5. Küresel Düzenin Hikâyesi, V. Bölüm: Tek Kutuplu Dünya ve Pax Brittanica
  6. Küresel Düzenin Hikayesi, VI. Bölüm, Genç Amerika Birleşik Devletleri’nin Yükselişi
  7. Küresel Düzenin Hikayesi, VII. Bölüm, Devrimler Çağı ve Viyana Düzeninin Sonu
  8. Küresel Düzenin Hikayesi, VIII. Bölüm, Birleşik Almanya’nın Doğumu
  9. Küresel Düzenin Hikayesi, IX. Bölüm, Çok Kutuplu Dünyanın Doğumu ve Yeni Emperyalizm Çağı (1861-1899)
  10. Küresel Düzenin Hikayesi, X. Bölüm, Büyük Savaşa Doğru (1899-1914)
  11. Küresel Düzenin Hikayesi, XI. Bölüm, Dünyayı Değiştiren Yüz Gün, I. Dünya Savaşı Başlıyor
  12. Küresel Düzenin Hikayesi, XII. Bölüm, Büyük Savaş (1914-1918)
  13. Küresel Düzenin Hikayesi, XIII. Bölüm, Son Gambit ve I. Dünya Savaşı’nın Sonu
  14. Küresel Düzenin Hikayesi, XIV. Bölüm, Versay Düzeni
  15. Küresel Düzenin Hikayesi, XV. Bölüm, Çılgın 1920’li Yıllar
  16. Küresel Düzenin Hikayesi, XVI. Bölüm, Büyük Buhran ve Hayallerin Sonu (1929-1934)
  17. Küresel Düzenin Hikayesi, XVII. Bölüm, II. Dünya Savaşı’na Doğru (1935-1939)
  18. Küresel Düzenin Hikayesi, XVIII. Bölüm, Yıldırım Savaşı (1939-1940)
  19. Küresel Düzenin Hikayesi, XIX. Bölüm, Küresel Savaşa Doğru (1940-1941)
  20. Küresel Düzenin Hikayesi, XX. Bölüm, Devlerin Savaşı
  21. Küresel Düzenin Hikayesi, XXI. Bölüm, Savaş Rüzgarları Yön Değiştiriyor
  22. Küresel Düzenin Hikayesi, XXII. Bölüm, Müttefikler Savaşı Kazanıyor (1943-1945)
  23. Küresel Düzenin Hikayesi, XXIII. Bölüm, II. Dünya Savaşı’nın Sonu ve İki Kutuplu Dünya Düzeninin Sancıları
  24. Küresel Düzenin Hikayesi, XXIV. Bölüm, Kızıl Dalga
  25. Küresel Düzenin Hikayesi, XXV. Bölüm, Soğuk Savaş Tırmanıyor!
  26. Küresel Düzenin Hikayesi, XXVI. Bölüm, Kore Savaşı ve Modern Avrupa’nın Doğumu
  27. Küresel Düzenin Hikayesi, XXVII. Bölüm, Kapitalizmin Altın Çağı (1950-1971)
  28. Küresel Düzenin Hikayesi, XXVIII. Bölüm, Büyük Tırmanış, Süveyş Krizinden Küba Füze Krizine Doğru (1956-1962)
  29. Küresel Düzenin Hikayesi, 29. Bölüm, Lucy In The Sky with Diamonds, Olağanüstü 1960’lar

1960’lar baş döndürücü bir değişim dönemidir.  Bu dönemin en önemli olayı olan Vietnam Savaşı’nda ABD’nin kesin bir mağlubiyete uğraması tüm Amerikan askeri ve diplomatik stratejisini değiştirdiği gibi, Vietnam Savaşı’nın sebep olduğu muazzam bütçe ve dış ticaret açıkları Bretton Woods Sistemini çökertmişti. 

Yine bu dönemde çok kritik bir olayın etkilerini bugün dahi gözlemliyoruz: Sovyetler Birliği-Çin Halk Cumhuriyeti ayrışması. Bu kanlı ayrışma sonucunda ABD, Çin ile diplomatik ve ekonomik bağlarını kurmuş, bu temel üzerinden on yıllar sonra Çin küresel sistemin bir oyuncusu haline gelmişti. 

Yine bu dönemde Orta Doğu’da bugünkü düzeni oluşturan 1967 İsrail-Arap Savaşı yaşanmıştı. İsrail’in kendi beklentilerini dahi aşan askeri zaferi, bugünkü Orta Doğu denklemini oluşturmuştu. 

1960’lı yıllar Batı Dünyası içinde öğrenci hareketlerinin ve sendikaların yükselişini de temsil eder. Bu eğilim çalışan haklarında belli iyileştirmeler sağlasa da, bu etki 1970’lerin stagflasyonunda eriyip gidecekti. 

1960’lı yıllar Orta Doğu’da petrol ve doğalgaz rezervlerinin millileştirildiği dönemi de içerisine alır. Aynı zamanda 1960’lı yıllar eski sömürge imparatorluklarının ışığının söndüğü son perdedir. 

Yine 1960’lı yıllar Sovyetler Birliği’nin artık gerilemeye başladığı ve ışığının zayıfladığı uzun bir otuz senenin başıdır. 

Konuya Küba Füze Krizi ile başlayalım. Dünyanın nükleer savaşa en yakın olduğu an, bu krizin yaşandığı iki haftaya denk gelir.

Küba Füze Krizi

Sovyetler Birliği, ABD anakarasına karşı nükleer taarruz kapasitesini arttırmak için, 1962 yaz aylarında kısa ve orta menzilli nükleer füzeleri gizlice Küba’ya yerleştirmeye başlamıştı. 

Küba’ya yerleştirilen füzeler sayesinde; Sovyet lideri Kruşçev,  Sovyetler Birliği’nin sayıca daha az olan kıtalararası nükleer füze açığını kapatmayı hedeflerken, Küba’da tüm hazırlıklar tamamlandığı zaman, bu füzelerin varlığının Küba’nın bir ABD işgalini engelleyeceğini hesaplamıştı. 14 Ekim 1962 tarihinde bir Amerikan U-2 yüksek irtifada uçan casus uçağı Küba’daki Sovyet füzelerini tespit etti. Bunun üzerine Amerikan Başkanı JF Kennedy, Pentagon’un muazzam bir baskısı ile karşılaştı. Askerler, Sovyet savunma sistemleri tam kurulmadan derhal Küba’ya geniş çaplı hava taarruzunda bulunmayı ve ardından Küba’yı işgal etmeyi öneriyordu. Özellikle ABD Hava Kuvvetleri komutanı General Curtis LeMay, ABD Başkanı JFK ve Savunma Bakanı Robert McNamara’ya muazzam bir baskı yapacak ve Küba’ya taarruzun başlatılmaması nedeni ile açıkça üstlerini Sovyetlere zaman kazandırmakla itham edecekti.

LeMay, acımasız bir adamdı. II. Dünya Savaşı başladığında bir binbaşı idi. 1943 yılında Almanya’nın kalbine karşı yapılan hava taarruzlarında filo liderliği yapmıştı. Bu dönemde uzun menzilli görevlerde bombardıman uçaklarına Amerikan avcı uçakları eşlik edecek menzile sahip değildi.  LeMay bizzat bu çok tehlikeli görevlerin liderliğini yapmıştı. LeMay’in karakterini şu emri ortaya koyar: Hedef noktasına uçmayan tüm uçakların mürettebatını, dönüşte harp divanına çıkartacağım.” Bu emir korkunç kayıplar veren bombardıman uçakları pilotlarının “teknik arıza” gerekçesi bildirip, filodan ayrılarak İngiltere’deki üslerine geri dönmesi üzerine yayınlanmıştı. 

LeMay; daha sonra generalliğe yükselip, Pasifik Savaşı’na tayin edildiği zaman Japonya’nın B-29’lar tarafından bombalanmasını planlamış ve yönetmişti. LeMay’in 1945 Mart-Temmuz döneminde tam 67 Japon şehrini napalm ve fosfor bombaları ile tahrip etmesi sonucu, daha sonra atılacak atom bombalarından misli ile daha fazla insan hayatını (tahminler 500,000 kişi civarındadır.) kaybetmişti. Hatta LeMay, elindeki napalm ve fosfor mühimmatı bitince, çok daha yüksek ısı üreten, yüksek mukavemetli betondan yapılan müstahkem mevzilere karşı kullanılmak üzere tasarlanan, çeliği dahi eriten magnezyum bombalarını Japon şehirleri üzerinde kullanmıştı.

Küba Füze Krizi de LeMay ile Savunma Bakanı McNamara’nın çatışması ile şekillenecekti. 

Robert McNamara, tıpkı bugün Elon Musk gibi, özel sektörden gelen bir yöneticiydi. University of California, Berkeley ve Harvard Business School mezunu olan McNamara genç yaşında Ford Motor Company’nin yönetim kurulu başkanı olmuş ve Başkan JFK’nin daveti ile ABD Savunma Bakanı olmuştu.    

McNamara, Küba Krizi’nin bir savaşa evrilmesini engelleyen formülü oluşturan adamdır. Küba sularına yaklaşan, savaş araçları ve silah taşıyan gemilere karşı “deniz ambargosu” uygulanmasını önermişti. Dikkat edilirse önerilen yöntem bir abluka (blockade) değil, ambargo (quarantine) idi. Abluka, uluslararası hukuka göre savaş nedenidir.

ABD, Küba sularına yaklaşan Sovyet gemilerini arayacağını ve silah taşıdığı takdirde, gemileri geri çevireceğini ilan edecekti.

Kruşçev Küba’ya yerleştirilen nükleer füzelere ABD’nin müdahale edemeyeceğini, ABD’nin Sovyet füzeleri Küba’dayken Küba’ya taarruz edemeyeceğini hesaplamıştı. Kruşçev Amerikalıları tam bir açmazda bıraktığını düşünüyordu.

ABD ise uyguladığı strateji ile açmazdan kurtulup, esasen Sovyetleri açmazda bırakmıştı. Sovyet donanması ve hava gücü Küba çevresinde üstünlük kurabilecek durumda değildi. Sovyet yük gemilerini, savaş gemileri eşliğinde zorla Küba sularından geçirmek bir intihar görevi olacak, bir çatışma halinde kriz kolayca tırmanarak III. Dünya Savaşı ile sonuçlanabilecekti. Üstelik bu tarihte Amerikalılar, çok daha fazla kıtalararası nükleer füze ile denizaltılardan atılan nükleer başlıklara sahipti.

Hamle yapma sırası Kruşçev’de idi. Kruşçev’in seçenekleri krizi daha da tırmandırmak veya geri adım atarak diplomasi masasında uzlaşmaktı.  

14-28 Ekim 1962 tarihleri arasında yaşanan bu kriz, Kruşçev’in havlu atması ile sonuçlandı. Sovyetler Birliği Küba’daki füzeleri geri çekeceğini açıkladı. Amerikalılar ise bunun karşılığında Türkiye ve İtalya’daki nükleer füzeleri çekeceğini Sovyetlere bildirdi. Ancak Sovyetlerin açıklaması tüm dünya kamuoyuna duyurulurken, Amerikalıların verdiği daha küçük ödünün bilgisi diplomasi çevrelerinde kalacaktı. 

1963 tarihinde ABD ve Sovyetler ilk defa sınırlı da olsa nükleer deneme yasağı antlaşmasını imza ettiler. Küba Füze Krizi sonrasında ilk defa ABD Başkanı ile Sovyetler Birliği Komünist Parti Genel Sekreteri arasında doğrudan iletişimi sağlayan “Kırmızı Hat” kuruldu.

Kruşçev büyük bir hezimete uğramıştı. Tam iki yıl sonra 14 Ekim 1964 tarihinde Politbüro’da kansız bir politik hamle ile koltuğunu kaybederek, emekliliğe sevk edilecek ve yerine Leonid Brejnev geçecekti.

JF Kennedy Suikasti

Diğer yandan ABD’de ise ilginç gelişmeler olacaktı. Genç Başkan JF Kennedy, uzun süreden beri “şahinlerin” yoğun eleştirisi altında idi. JF Kennedy’in Küba ve Vietnam politikaları eleştirildiği gibi, nükleer denemelerin sınırlanması antlaşması ile Sovyetlere karşı diplomasiyi ön planda tutması kendisini “soft president” olarak tanımlayan odaklar oluşmuştu. Bu odaklar FBI, CIA ve Pentagon içinde kritik noktaları tutuyordu.

FBI Başkanı J. Edgar Hoover, ki BOI ile FBI’ın başında 1924-1972 arasında tam 48 yıl kalacaktı, açıkça JF Kennedy’nin çapkınlıklarına ilişkin dosyaları kardeşi ve ABD Adalet Bakanı Robert Kennedy’e verecekti. Hoover bu dosyaların komünist ajanları tarafından oluşturulduğunu ifade etse de verdiği mesaj açıktı. Başkanı açıkça tehdit ediyordu. 

 JF Kennedy, Vietnam Savaşı’nda ABD askeri danışmanlarının sayısını ve Güney Vietnam’a verilen askeri desteği arttırsa da, Pentagon ısrarla muharip askeri güçlerinin Vietnam Savaşı’na dahil olmasını istiyordu.

22 Ekim 1963 tarihinde Dallas’ı ziyaret eden Kennedy, bir kitap deposunun 6. katından açılan ateş sonucunda hayatını kaybedecekti.

Olaydan sonra kısa zamanda yakalanan Lee Harvey Oswald, iki gün sonra polis merkezinden çıkartılırken, canlı yayın yapan TV kameraları önünde bir bar işletmecisi olan Jack Ruby tarafından polislerin arasında öldürülecekti.  Jack Ruby ise 1967 yılında hapiste akciğer kanserinden hayatını kaybedecekti. Ruby hiçbir zaman polis soruşturması ve yargılanması esnasında doğru düzgün bir ifade vermemişti. 

Lee Harvey Oswald’ın 19.95 USD’ a satın aldığı İtalyan M91/38 Carcano tipi tüfek, 1891 yılı tasarımı üzerine 1930’lu yıllarda yapılan revizyona sahip bir modeldi. Üzerinde 4x bir dürbün bulunuyordu. 

Resmi bilgilere göre Oswald bu elle kurmalı silahla hareket eden bir hedefe binanın 6. katından yaklaşık 8.5 saniye içinde 3 defa ateş etmişti. Ve bu üç atışın ikisi isabetli idi. Hele ikinci atıştaki mermi tam bir “sihirli mermi” idi. “Sihirli mermi” Başkanın sırtından girip, boğazından çıkmış, sonra da yanında oturan Texas Valisi’ni yaralamıştı. Üçüncü atış Başkanı öldüren atıştı, mermi doğrudan başına isabet etmişti.

Bu suikastın sonrasında oluşturulan 1964 Warren Komisyonu yukarıdaki hikâyeyi kabul ederek, vakayı kapattı. New Orleans Bölge Savcısı Jim Garrison’ın CIA ve Küba Mafyası bağlantılı olduğunu iddia ettiği, varlıklı iş adamı Clay Shaw’a karşı, suikastın planlayıcısı iddiası ile, 1969 yılında açtığı dava, delil yetersizliğinden dolayı reddedilecekti. Clay Shaw da 1974 yılında kanserden hayatını kaybedecekti.  

Bu suikast hakkında küçük bir kitapçık kaleme alacak kadar belge ve yayın incelemiştim.  Warren Komisyonu’nun oluşturduğu resmi çerçevenin oldukça tartışmalı olduğunu ve kamuoyunun önüne konulan hikâyenin doğru olmadığını düşünüyorum. 

1960’larda halen tam gizemi çözülememiş 3 önemli suikast daha olacaktı. Afrika kökenli Amerikalıların eşitlik taleplerini ifade eden akımların ayrı ayrı liderleri olan Malcolm X 1965 yılında, Martin Luther King ise 1968 yılında öldürülecekti.

Ama Amerikalılar için esas ikinci şok, 1968 başkanlık seçim kampanyasında Demokrat Parti’nin başkan aday adayı olan, JF Kennedy’nin kardeşi Robert Kennedy’nin Ürdün kökenli bir Amerikalı tarafından yakın mesafeden tabanca ile öldürülmesi idi. Robert Kennedy Vietnam Savaşını bitirmeyi vaad ediyordu. Hayatta kalsaydı Demokrat Parti’nin iç seçim maratonunu kazanarak, Cumhuriyetçilerin adayı Nixon ile yarışacaktı.

JF Kennedy suikastı Amerikan kamuoyunu büyük bir kedere boğmuştu. Bu olay ile hiç ilgisi olmayan bir akım tarihsel olarak birleşecek ve patlayacaktı.

The Beatles

İngiltere’de 1963 yılında John Lennon, Paul McCartney, George Harrison ve Ringo Starr’dan oluşan The Beatles, aşk ve gençlik temalı pop parçaları ile büyük bir çıkış yapmıştı. Kennedy suikastı ile Amerikan kamuoyuna çöken karamsarlık havası, Beatles plaklarının suikast sonrası Amerikan radyo istasyonlarında çalınması ile dağılmaya başlamıştı.

Nitekim 29 Kasım 1963 tarihinde yayınlanan, son derece tatlı bir melodiye sahip  “I Want to Hold Your Hand” parçası Beatlemania olarak isimlendirilen çılgınlığın bir anda tüm dünyaya yayılmasını sağlayacaktı. The Beatles, 7 Şubat 1964 tarihinde ilk defa ABD’ye gelerek meşhur The Ed Sullivan Show’a çıkacak, bu TV programı tam 73 milyon Amerikalı tarafından seyredilecekti. Ed Sullivan o dönemde müzik dünyasında neredeyse tam bir tekel idi. Bu huysuz orta yaşlı, muhafazakâr kafalı adam Beatles üyelerinin canlı, nüktedan ve neşeli hallerini benimseyerek, şov programını onlara açmıştı. 

The Beatles, neşeli, gençlik ve aşk temalı müzikleri ile Amerikan kamuoyundaki depresif ruh halinin yerini dolduracak, 1960’lı yılların müzik ve sosyal akımlarına yön verecekti.

Kennedy’nin yerine geçen Başkan yardımcısı Johnson döneminde (1963-1969) ABD ve dünya büyük bir değişim geçirecekti. ABD’nin siyah kökenli vatandaşlarına karşı uygulanan ayrımcılık bu dönemde tamamen kaldırıldı. Bu kapsamda çıkarılan Civil Rights Act 1964; Amerikan federal sistemi, eyaletlerin (özellikle güney eyaletlerinin) ayrımcılığa yönelik yasa ve uygulamalarını önüne geçmiş oldu. Ayrıca oy verme sınırlamalarının dayandığı yasal dayanaklar da kaldırıldı. 

Johnson idaresi klasik bir Demokrat Parti çizgisini izleyerek, sağlık reformları ve eğitim ve iş bulma fırsat eşitliği konusunda önemli adımlar attı. Özellikle Başkan Trump’ın ortadan kaldırmak için fırsat kolladığı ve “ABD’yi batırdığını” iddia ettiği Başkan Obama döneminin sağlık reformu “Obama Care” bu dönemde yapılan sağlık reformlarının devamıdır. 

Başkan Johnson bu reformları yaparken büyük bir bütçe açığı doğuracaktı. Ama ABD’nin finansal sistemini bozan asıl etki Vietnam Savaşı idi.

Vietnam

ABD’nin Vietnam Savaşı’na müdahale etmesinin iki önemli nedeni vardır. İlki meşhur “Domino Teorisidir.” Bu teoriye göre bir ülke Sovyet etkisi altına girerse, çevredeki diğer ülkeler de yakın bir dönemde komünist yönetimi altına girecektir. İkincisi ise CIA ve Pentagon’un unutamadığı, Küba’yı istila etme amaçlı “Domuzlar Körfezi” operasyonundaki fiyasko idi. Her iki gerekçe de subjektif  bir zemine dayanıyordu ki, Amerikalılar bu gerekçelerle çok sayıda muharip asker göndererek katılacakları Vietnam Savaşında çok büyük bir yenilgi ile tanışacaklardı. Vietnam Savaşı’nda uğranılan yenilginin Amerikalılar açısından tüm tarihleri boyunca günümüze kadar ki dönem dahil olmak üzere, benzeri yoktur.

Vietnam Savaşı’na Amerikalıların katılması 2-4 Ağustos 1964 Tonkin Körfezi vakası ile başladı. Amerikan savaş gemilerine, Kuzey Vietnam devriye gemileri tarafından ateş açılması gerekçe gösterilerek, muharip Amerikan askerleri 1965 yılında Güney Vietnam’a gönderilmeye başlandı. Aslında bu vaka önemli ölçüde aldatıcı idi. 2 Ağustos tarihindeki saldırı gerçekti, Kuzey Vietnamlılar kendi kara sularına yaklaşmış olan bir gözlem gemisine ateş açmışlardı.  4 Ağustos’taki saldırı ise tamamen hayal ürünü idi. İlk vakada hiçbir Amerikan askerinin burnu dahi kanamamıştı. Ama bu olay, Amerikan kamuoyu ve Kongre’yi aldatmak için kullanılacaktı. Savunma Bakanı Robert McNamara, Pentagon ile beraber hem Başkan Johnson’ı, hem de Kongre’yi aldatmıştı. 

1995 yılında Robert McNamara, Vietnam Savaşı’nın meşhur askeri lideri Vo Nguyen Giap ile yaptığı bir görüşmede, 4 Ağustos 1964 vakasının tamamen sahte olduğunu kabul etmiş, 2005 yılında açıklanan gizli NSA belgeleri ise olayın sahte bir vaka olmakla kalmayıp, “abartılmış” istihbarat bilgileri ile ABD Başkanı, Kongre ve ABD kamuoyunun açıkça “manipüle edildiğini” (bu ifade aynen yapılan açıklamadan alınmıştır.) ortaya koymuştur.

Amerikalıların Vietnam Savaşı’na ayırdıkları devasa kaynaklar ile savaşı yürütme hedefleri arasında önemli bir boşluk hatta çelişki vardır. ABD 1970’li yıllara kadar yaklaşık 168 milyar USD harcamıştı. Bu tutar ve savaş gazilerine sağlanan faydalar ile 2025 yılı fiyatları ile yaklaşık 1.5 trilyon USD’a denk gelmektedir. Savaşın finansmanı ağırlıklı olarak ilave çıkarılan tahviller ile yapılmış, ilave tahvil arzının yarattığı faiz artışının bütçe üzerine olan gider etkisi bu hesabın içinde değildir. Daha da önemlisi Vietnam Savaşı’nın yarattığı muazzam bütçe açıkları ve dış ticaret açıkları Bretton Woods Sistemini çökertmiş, 1970’li yılların stagflasyonunun nedenleri arasında yer almıştı. 

Tüm bu bedel hangi hedefler için ödenmişti? Bu sorunun yanıtı oldukça ironiktir. Vietnam Savaşı’nın temel hedefi Güney Vietnam’daki komünist başkaldırının ortadan kaldırılması idi.  Böylece Güney Vietnam ayakta tutularak, komünizmin Uzakdoğu’da yayılması engellenecekti. İkinci hedef ise konvansiyonel Amerikan askeri gücünün caydırıcılığının sergilenmesi idi. Bu hedefler muğlak ve bu kadar büyük bir kaynağın tahsisini gerektirmeyen kimlikteydi. 

Genç bir ülke olan Kuzey Vietnam’ın, stratejisi ve taktikleri, dünyanın en büyük süper gücüne kıyasla çok daha rafine idi. Savaşı Viet Cong aracılığı ile tüm Güney Vietnam’ın geneline yaymıştı. Güney Vietnam’ın başkenti çevresinde dahi önemli bir Viet Cong mevcudiyeti vardı. Viet Cong 1960’ların başında oldukça küçük bir ölçekteydi, mevcudiyeti 10,000 savaşçıyı aşmıyordu. Ancak 1968 yılında örgüt toplam 300,000 personele ve 100,000 aktif gerilla savaşçısına ulaşmıştı ki bu tarihte Tet Stratejik Taarruzu gibi kitle saldırıları gerçekleştirebiliyordu. Amerikalıların müthiş başarısızlığını en güzel rakamlar ortaya koyacaktır. Amerikan muharip askerleri 1967-1969 döneminde tepe noktası olan 500,000-540,000 askere ulaştığı gibi, Güney Vietnam ordusu ise 400,000-500,000 askere sahipti.

Amerikalılar ve Güney Vietnam ordusu, Güney Vietnam’da alan hakimiyeti hiçbir zaman kuramamıştı. Amerikalılar imha ettikleri Viet Cong gerilla sayısını başarı kriteri olarak izlerken, Viet Cong bu kadar az savaşçı ile şehirler hariç tüm Güney Vietnam’a hâkim olmuştu. Bu ülkenin jangıllar, bataklıklar ve nehirlerle  kaplı coğrafyasının 174,000 km2 olduğunu, nüfusunun ise 19-20 milyon kişi olduğunu hatırlatalım.

Vietnamlılar, Güney Vietnam boyunca daha Japon işgali ve Fransa’ya karşı bağımsızlık savaşı olan Indochine Savaşı sırasında muazzam bir tünel sistemi kurmuştu. Bu sistemin en önemli parçası, bugün tam bir turistik mevki olan, Cu Chi Tünelleri’dir. Tünellerin uzunluğu yaklaşık 250 km. idi. Bu tüneller Amerikalıların ağır bombardıman uçakları  B-52’lerin “halı bombadımanına” karşı mukavemetli idi. Dikkat ederseniz bu coğrafyada yüksek mukavemetli beton ve çelik kullanılmaz. Bu tünellerin mukavemeti sert killi toprak ve bambular ile sağlanıyordu. Tüneller yeri geldikçe 10 metre derinliğe ulaşıyordu.

Kuzey Vietnam, Amerikalıların yoğun hava bombardımanından korunmak için Laos ve Kamboçya üzerinden geçen tam 16,000 km. uzunluğa sahip Ho Chi Minh Yolu’nu kullanarak Viet Cong’u ikmal ediyordu. Bu yolu doğrusal bir asfalt yol gibi düşünmeyin. Derin vadilerdeki patikalar, cangıl içindeki yollar, nehir ve su yolları bu devasa şebekeye dahildi. Bu yüzden kuş uçuşu 1,000 km. uzunluğa sahip olabilecek bir yol, tam 16,000 km uzunluğunda idi. Amerikalılar deli gibi B-52 Stratofortress uçakları ile Kuzey Vietnam, Laos ve Kamboçya’yı bombalarken esasen Ho Chi Minh Yolu’na zarar veremiyordu. Bir B-52H Strato-fortress uçağının 2025 USD maliyeti ile 90 milyon USD olduğunu not edelim. Meraklı okuyucularım için B-52H uçaklarının halen kullanıldığını ve modernize edildiğini not düşeyim. Kuzey Vietnamlılar savaşta, kibirli USAAF komutanı dört yıldızlı General Curtis LeMay’i de yenmişti.

Amerikalıların Güney Vietnam üzerinde savaş helikopterleri ile hava üstünlüğü kurmuş olması ve yakın kara desteği vermesi de işe yaramamıştı. Çünkü Viet Cong coğrafyayı mükemmel bir şekilde kullandığı gibi, halk üzerinde etkisi ve halktan desteği mevcuttu. 

Kuzey Vietnam’ı ayakta tutan Sovyet ve Çin desteği idi. Sovyetler Kalaşnikoflardan, RPG-7’lere ve SAM hava savunma sistemlerine kadar büyük bir silah desteği verirken, Çin hem silah desteği hem de lojistik desteği sağlıyordu. Çin’in sağladığı büyük sayıda iş makineleri, kamyonlar ve hatta insan gücü olmasa bu kadar kapsamlı bir lojistik operasyon gerçekleştirilemezdi.

Savaşın dönüm noktası 1968 Tet Taarruzu’dur. Kuzey Vietnam Ordusu ve Viet Cong tam 100 adet yerleşim alanı ile askeri üsse aynı anda taarruz etmişti. Taarruz noktaları içinde Saigon ve Hue gibi büyük şehirler de vardı. Hatta Saigon’daki Amerikan büyükelçiliği de hedef alınmıştı. Hue Şehri Kuzey Vietnamlıların eline geçmiş, Güney Vietnam Ordusu ve Amerikalılar tam bir ay boyunca şehri geri alabilmek için sokak sokak savaşmıştı. Komünistler iktidara geldiği zaman ne olacağı da belli olmuştu: Hue’da binlerce sivil Viet Cong tarafından Güney Vietnam Hükümetini desteklediği gerekçesi ile idam edilmişti.

Tet Taarruzu sonuçları itibari ile olağandışı bir vakadır. Viet Cong bu taarruzda öyle büyük kayıplar vermişti ki, bir daha asla eski gücüne ulaşamayacaktı. Ancak Güney Vietnam’da ve özellikle ABD’de bu taarruzun etkisi psikolojik ve sosyolojik olarak yıkıcı olmuştu. Amerikalılar bu noktadan sonra savaştan çekilme kararı almış, Başkan Johnson ikinci defa seçime katılmaktan vazgeçmişti. ABD’de zaten savaş aleyhine oluşan kamuoyu tepkisi daha da kuvvetlenmişti. Amerikalılar “şerefli bir barış” ile Vietnam’dan çekilmeye çalışacaktı.

ABD’de oluşan kamuoyu tepkisi Vietnam Savaşı’ndaki muazzam Amerikan kayıplarından kaynaklı idi. Tam 58,000 Amerikan askeri ölmüş, 153,000 Amerikan askeri yaralanmıştı. Holywood’un ileride üreteceği saçma sapan Rambo filmlerinin konusu olacak 1600 Amerikan askeri de kayıptı. İzinli olan veya geri dönen askerler ise savaşın korkunç yönünü kamuoyu ile paylaşırken, 1967 Summer of Love ile iyice güçlenen Hippie hareketi de savaş karşıtlığını arttırmıştı. Artık Amerikan ve İngiliz pop kültürü de gençlere aşkı anlatan parçalar yerine savaş karşıtlığını ön plana çıkartan eserler üretiyordu. 

Vietnam Savaşı askeri, diplomatik ve sosyal açıdan zedelenmiş bir ABD yaratmıştı. Vietnam Savaşı gazileri arasında intihar oranı çok yüksekti. Yaklaşık 100,000 Vietnam Savaşı gazisinin savaştan sonra on yıllar boyunca tanımlanan bir dönemde intihar ettiği biliniyor. O dönemde Post Traumatic Stress Disorder rahatsızlığı tam anlamı ile bilinmiyordu. Vietnam Savaşı sırasında rotasyonlar ile toplam 2.7 milyon Amerikan askeri görev yapmıştı ki,  Vietnam’da bulunan Amerikan askeri personel sayısının tepe noktası 543,000 asker idi. 

Altı Gün Savaşı

Bu arada Orta Doğu’da mevcut düzen bir anda müthiş deprem ile yıkılıyordu. Mısır lideri Nasır, Mısır, Suriye ve Ürdün arasında ittifakı yenilemiş, İsrail’in Kızıldeniz’e çıkan Elyat limanını ablukaya almış, Sina yarımadasındaki BM Barış Gücünü çıkarmıştı. Araplar yaklaşık yarım milyon asker ve yüzlerce tankı İsrail’e karşı taarruz için hazırlıyordu. 

Ancak bu planlama epeyce amatördü. İsrail’in 1956 Süveyş Krizi esnasında dahi kuruluşundan sadece 7 yıl sonra askeri anlamda epeyce kuvvetlendiğini ortaya koymuştu. Tüm bu hazırlıklar açıkça ve doğrudan yapılmış, İsrail’e yaklaşan Arap taarruzunu adeta telgraf ile haber vermişti. İsrail Arap taarruzunun gerçekleşmesini beklemeden 5 Haziran 1967 tarihinde ani bir hava taarruzu başlatacak, Arap hava gücünün büyük bir kısmı yerde imha olacaktı.  Amerikan uçakları ve silahları ile donanmış İsrail ordusu, hava üstünlüğü ile sadece 5 günde Gazze Şeridi ve Sina Yarımadası’nı Mısır’dan, Golan Tepeleri’ni Suriye’den, Doğu Kudüs ve Batı Şeria’yı Ürdün’den alacaktı. İsrail’in 1949 sınırları bir anda müthiş bir şekilde büyümüş, İsrail’in işgal ettiği topraklar ile 3 misline çıkmıştı. 1967 Arap-İsrail Savaşı, diğer adı ile Altı Gün Savaşı, Araplar için bir felaketti. Doğu Kudüs (İsrail’in elindeki Batı Kudüs çok daha sonra kurulmuştu.) diğer bir deyişle semavi dinlerin kutsal yapılarını içeren tarihi Kudüs Şehri düştüğü gibi, İsrailler kalan Filistin toprakları olan Gazze Şeridi ile Batı Şeria’yı ele geçirmişler; Sina’yı ve Golan Tepeleri’ni işgal ederek Süveyş Kanalı’na ve Şam’a komşu olmuşlardı. Bu savaşta toplam İsrail askeri kayıpları 1000 ölü ve 4500 yaralı idi. 

Araplar, asker, tank ve uçak sayısında üstünlüğün anlamı olmadığını bu savaşla anlamışlardı. Örneğin Mısır uçakları yerde imha edilirken, havalimanlarında uçakları koruyacak yüksek mukavemetli beton koruganlar yoktu. İsrail hava taarruzu esnasında, Mısır hava savunma sistemleri bir hava mareşalinin (artık bu zat daha evvel nasıl mareşal olduysa) uçak yolculuğu sırasında kapalı idi. Çünkü muhaliflerin orduya sızdığı biliniyordu. Mısır’ın en iyi birlikleri geçmiş yıllarda Yemen’de iç savaşa müdahil olmasına rağmen, muhalif güçler ile dahi baş edememişti. Suriye ve Ürdün orduları çürümüştü. Ürdün ordusu Altı Gün Savaşı’nda doğru düzgün savaşmamış sadece 700 kişi kaybederek Doğu Kudüs ve Batı Şeria’yı terk etmişti. 

Ancak Araplar rövanş için şimdiden hazırlanmaya başlamıştı. Bu kez İsrail, 1973 yılında gafil avlanacaktı. 

Bu arada 1968 yılında tüm dünyada esen öğrenci hareketleri Demirperde’nin arkasına sıçramıştı. Çekoslovakya’da başlayan gösteriler bir anda patlayacaktı. Sovyetler Birliği öncülüğünde Varşova Paktı orduları 500,000 asker ve yüzlerce tank ile derhal müdahale ederek ayaklanmayı bastıracaktı.

Sovyetler Birliği-Çin Ayrışması

Diğer yandan Vietnam Savaşı devam ederken, Uzakdoğu’da çok önemli olaylar meydana geliyordu. 1950’lerin sonundan beri Çin ve Sovyetler Birliği arasındaki ilişkiler gerginleşiyordu. Çin lideri Mao, Stalin’in ölümünden sonra Sovyetlerin gerçek komünizmden saptığını iddia ederken, Sovyetler ise Mao’nun bitmez tükenmez istek ve taleplerinden bıkmıştı. Mao nükleer silah üretiminin sırlarına ulaşmaya çalışırken Sovyetler küçümsedikleri ve hatta dengesiz olarak gördükleri Mao’ya bu sırları vermeyi reddetmişti. Üstelik Mao’nun “İleriye Doğru Büyük Bir Adım” gibi ütopik projeleri Moskova’da alay konusu olurken, Çin’de milyonlarca insanın açlıktan öldüğü bir felakete dönüşmüştü. 

Moskova-Beijing ilişkileri 1960’larda iyice gerilecek, iki ülke arasındaki 4,400 km. sınır boyunda kanlı çatışmalar yaşanacaktı. Nedense Mao, Çarlık Rusyası’na yüzyıl önce kaptırılan eski Çin İmparatorluğu topraklarını mesele etmeye başlamıştı.

Sovyetler Birliği ise, 1969 yılında Çin’in nükleer silah programına yönelik, ön alıcı büyük çaplı bir nükleer taarruz planlamaya başlamıştı. Hatta Sovyetler Birliği bu taarruzun diplomatik altyapısını oluşturmak için, ABD ve Batı Dünyasına niyetini üstü kapalı bir şekilde iletmişti.

Amerikalılar daha 1960’ların başında Çin’in nükleer programını engellemek için yoğun bir konvansiyonel bombardıman taarruzu planlamıştı ancak Sovyetlerin olası reaksiyonu nedeni ile bu planı rafa kaldırmışlardı. Ancak köprülerin altından çok su akmıştı, eski dostlar kanlı bıçaklı düşman haline gelmişti. Sovyetler nükleer silahlara sahip bir Çin istemiyordu ve Amerikalıların tersine bu hedeflerini gerekirse nükleer silah kullanarak gerçekleştirmeyi düşünüyorlardı. 

1969 Ekim ayında kriz derinleşecekti. Sovyet ve Çin orduları karşılıklı seferber edilirken, Çin Komünist Partisi liderleri Beijing’i terk ediyor, başkent adeta boşaltılıyordu. Hatta Mao dahi başkenti terk ederek, güneye Wuhan’a gidecekti.  

Sovyetler Çin’e olan taarruz hazırlıklarının son aşamasına geldikleri aşamada, Başkan Nixon açıkça Moskova’ya bir ültimatom verecekti. Çin’e bir nükleer saldırı yapıldığı takdirde, ABD Sovyetler Birliği’nin 130 adet hayati noktasına nükleer taarruzda bulunacağını bildirdi. Aslında Nixon blöf yapmıştı ama Sovyetler geri adım atacaktı. 

Bu yaklaşım; ABD ve Çin arasında 1972 yılında Kore Savaşı’ndan beri devam eden düşmanlığı ve savaş halini bitirecekti. Nixon’ın Beijing ziyareti bu müthiş değişimi sağlayan bir diplomatik uvertürdü. 1979 yılında Sovyetler Birliği yıkılmadan 11 yıl önce ABD ve Çin tam bir diplomatik ilişki kuracaktı. 1990-1991 döneminde küreselleşme ve Çin ekonomisinin küreselleşmenin içine dahil edilmesinin temeli atılmıştı bile…

1973 yılında ise ABD Vietnam Savaşı’nı Paris Antlaşması ile sona erdirecekti. Amerikan askerleri zaten 1969 yılından beri savaşın “Vietnamlaştırılması” için geri çekiliyordu.

Kuzey Vietnam ise 1975 yılında muazzam bir taarruz başlatarak, Güney Vietnam’ı tamamen istila edecek ve Vietnam komünist bir rejim altında birleşecekti. 

Bretton Woods Sisteminin Yıkılışı: Nixon Shock

Başkan Nixon bu arada içerdeki berbat hazine ve dış ticaret dengesinin bir finansal ve ekonomik krize dönüşmemesi için 15 Ağustos 1971 tarihinde, ABD’nin dolar ve altın arasındaki 35 USD/ons altın paritesinin geçerli olmadığını, bundan böyle ABD’nin diğer ülkelere verdiği “dolarını getir, 35 USD/ons altından altınını al”  şeklindeki finansal garantinin geçerli olmadığını ilan etti. 1944 yılından itibaren geçerli olan Bretton Woods Sistemi artık sona ermişti. Nixon derhal %10 gümrük tarifesi koyarak, Amerikan endüstrisini koruma niyetini de açıkladı. Fiyat ve ücret kontrolleri geçici olarak, 90 gün boyunca geçerli olacaktı. Artık diğer ülkelerin para birimleri ile ABD doları arasındaki sabit pariteler ile  ABD doları ile altın arasındaki sabit fiyat bağı da ortadan kalkmıştı. Kurlar karşılıklı olarak ve ayrıca altına karşı serbestçe dalgalanacaktı. 

Nixon’ın amacı aslında Amerikan dolarını devalüe etmekti. Tarifeler ve fiyat kontrolleri bunun etkisini tamponladı. Özellikle Japon yeni ve Batı Almanya markı, dolar karşısında hızla değer kazandı. Nixon Vietnam Savaşı’ndan ABD’yi çekmekle kalmadığı gibi, ABD dolarını aşırı değerli kılan 30 yıllık sistemi de ortadan kaldırmıştı.

Dünya yeni bir ekonomik ve jeopolitik döneme girerken, bir anda değişim hızlanacaktı. Mısır, 6 Ekim 1973 tarihinde Musevilerin Yom Kippur Bayramı’nın, Müslümanların  Ramazan ayının 10. günü ile çakıştığı tarihte İsrail’e sürpriz bir taarruz başlatacaktı.

Dünyanın stagflasyonla tanışacağı yeni dönem başlıyordu. 

Burak Köylüoğlu,

23 Mart 2025

Mail listesine katılın

Yeni yazılardan haberdar olun.

Teşekkürler! Kayıt oldunuz.

Üzgünüz. Kayıt olamadınız.

İLGİLİ Yazılar

error: Tüm içerik koruma altındadır!