II. Dünya Savaşı’nın Ekonomik ve Stratejik Yönden Analizi: Almanya’nın Çöküşü 1944-1945

Burak Köylüoğlu
  1. II. Dünya Savaşının Ekonomik ve Stratejik Analizi: Almanya’nın Zaferleri 1939-1940
  2. II. Dünya Savaşının Ekonomik ve Stratejik Yönden Analizi: Barbarossa’dan Stalingrad’a Giden Yol 1941-1942
  3. II. Dünya Savaşı’nın Ekonomik ve Stratejik Yönden Analizi: Stalingrad’dan Normandiya’ya Giden Yol 1942-1944
  4. II. Dünya Savaşı’nın Ekonomik ve Stratejik Yönden Analizi: Almanya’nın Çöküşü 1944-1945

 

Bu yazımda II. Dünya Savaşını stratejik ve ekonomik yönden analizini yapmış olduğum yazı dizisini tamamlıyorum.

Ben bir tarihçi değilim, aynı zamanda bu web sitesi de bir tarih sitesi olarak tasarlanmamıştır. Ancak bu yazının son bölümünde bu büyük mücadelenin tarihsel boyutuna ait kısa bir bölüm ayırmayı tamamlayıcı olması adına düşündüm.

Bu kısa açıklamadan sonra bir önceki yazının kaldığı yerden devam ediyorum. 1944 baharında, II. Dünya Savaşındaki mücadele doruk noktasına gelmiş, Batılı Müttefikler, (İngiliz-Amerikan koalisyonu) İtalya’da Monte Cassino savunma hattını geçerek Roma’yı ele geçirmek için çabalarken, İngiltere’de konuşlu çok daha büyük bir ordu ise Kuzey Fransa’ya çıkmak üzere son hazırlıklarını yapmaktadır. Bu ordunun çıkartma hedefi Normandiya sahilleri olacaktır. Çıkartmanın başarılı olabilmesi için Fransa üzerinde mutlak bir hava üstünlüğü kurulmuş, olup çıkartma gemilerini koruyacak ve çıkartma sonrasında kıyıdaki birlikleri destekleyecek muazzam bir donanma da bu güce tahsis edilmiştir.

Almanlar, Müttefiklerin hazırlıklarını, çıkartmanın olası gücünü ve zamanlamasını kestirebilmek ile beraber, çıkartmanın tam yeri konusunda kararsızdır. Alman güçleri iki yüksek olasılıklı hedef arasında yani Pas-de-Calais ve Normandiya arasında bölünmüş olup; Almanlar aynı zamanda komuta düzeyinde de uygulanacak savunma stratejisinde anlaşmazlık içindedir.

Batı cephesi komutanı Rundstedt asıl vurucu birlikleri Paris-Rouen bölgesinde merkezi bir alanda toplayarak, çıkartma gerçekleştiği anda, tüm eldeki gücü bu noktaya sevk etme taraftarıdır. Yeni kurulmuş olan B Ordular komutanı “Çöl Tilkisi” Rommel ise, Müttefiklerin hava üstünlüğü nedeni ile Alman zırhlı birliklerinin rahatça hareket edemeyeceğini düşünerek zırhlı birliklerin yayılarak olası çıkartma bölgeleri yakınlarında tutulması taraftarıdır. Rommel; Almanların, hava, deniz ve kara sınıflarındaki nispi zayıflıklarının farkında olarak, bu dengesizliği gidermek için kıyı şeridinde geniş çaplı savunma önlemleri almaya çalışmıştır.

Özellikle Müttefiklerin çıkacağı nokta olan Normandiya sahillerini isabetle tahmin eden Rommel, bu bölgeye özel bir önem vermiş ve elindeki kısıtlı olanaklar ile savunmayı güçlendirmeye gayret etmiştir. Alman komuta heyeti arasındaki görüş ayrılığı, Alman diktatörünün müdahalesi ile daha da karmaşık hal almış, Hitler her iki savunma stratejisinin temel fikirlerini karma hale getirerek, zırhlı birlikleri ne denize yakın ne de merkezi bir alanda toplanacakları bir yerde konuşlandırmış, her iki stratejinin güçlü yanlarını ortadan kaldırmıştır. Üstelik Batı Cephesindeki en önemli 4 zırhlı tümeni kişisel komutası altına alarak, izni olmadan kullanılmasını yasaklamıştır.

Gelişen olaylar Rommel’i haklı çıkaracaktır. Müttefikler Normandiya’ya çıkacaklar, 1:16 oranındaki hava üstünlüğü ile Alman zırhlı tümenleri sadece gece hareket edebilir durumda olacaklardır. Üstelik Hitler, uzun bir süre kendi emri altındaki 4 kritik zırhlı tümeni serbest bırakmayacak, asıl çıkartmanın Pas-de-Calais bölgesine yapılacağını iddia edecektir. Müttefikler, bu kararsızlıktan faydalanarak çıkartma bölgesini genişletecek, 6 Haziran’da gerçekleşen çıkartma 150,000 kişi ile başlarken, bu birliklerin sayısı Temmuz 1944 sonunda 1.5 milyonu bulacaktır. Ağustos 1944’de Paris düşmek üzere iken, Batı Cephesindeki İngiliz-Amerikan birliklerinin sayısı 2 milyon kişinin üzerine ulaşacaktır. Buna karşın Almanlar bu taarruza oldukça geç tepki verebilecek olup, Temmuz 1944 sonunda kalitesi ve silahları büyük ölçüde yetersiz 400,000 askerle cepheyi savunmaya çalışacaklardır. Batı Cephesindeki Alman askerlerinin bir bölümünün Doğu Cephesinde esir düşmüş ve Alman Ordusuna katılmayı kabul etmiş eski Sovyet askerleri olması bu gerçeğin bir yansımasıdır.

Müttefikler bu stratejik taarruzu askeri komuta açısından tam olmasa da lojistik açısından mükemmel yönetmişlerdir. Normandiya sahillerine muazzam bir yapay liman kuran müttefikler, aynı zamanda iki adet yakıt boru hattını aylar içinde İngiltere’den Normandiya ’ya döşeyebilmişlerdir.

Müttefiklerin muazzam maddi olanakları bir başka misal ile örneklenebilir. 6 Haziran 1944 tarihinde Normandiya’ya çıkan müttefikler yaklaşık 9,500 savaş uçağı ve 1500 parça gemi desteğinde bu stratejik operasyonu yaparlarken, 5 zırhlı savaş gemisi, 20 kruvazör, 65 destroyer ateş desteği verir durumdadır. Neredeyse aynı tarihlerde (18-19 Haziran 1944), Amerikalılar dünyanın bir diğer ucunda Pasifik Okyanusunun ortasında Mariana Adalarında “Filipinler Denizi Savaşında” 15 uçak gemisi, 7 zırhlı savaş gemisi, 21 kruvazör ve 58 destroyerden oluşan görev kuvveti ile Japon İmparatorluk Donanmasına ağır bir darbe indirmektedir. Aynı zamanda Amerikalılar 70,000 askerden oluşan bir kolorduyu denizaşırı olarak 1500 km. taşıyarak, Japonya için çok kritik bir üs olan Saipan Adasını ele geçirir durumdadır. Saipan 1 ay sonra düşecek, bu başarısızlık üzerine Japon Hükümeti istifa edecektir.

Amerikalılar, endüstriyel güçlerini 1944 yılında tam seferber etmiş, endüstri gücü ezici bir silah üstünlüğü yaratmış, bu silah üstünlüğü ise mutlak zaferlerin habercisi olmuştur.

Ancak bu muazzam harekâtlar, asıl zarların atıldığı Doğu Cephesinde planlanan dev bir stratejik taarruzun yanında cüce gibi kalacaktır. Sovyetlerin, Doğu Cephesinde hazırladıkları “Bagration Harekâtı” insanlık tarihinin gelmiş geçmiş en büyük harekâtı olacaktır. Harekâtın adı, Napolyon Savaşlarındaki ünlü bir Rus komutanın isminden esinlenmiştir.

Doğu Cephesinde Sovyetler 1943-1944 kışında, Güney Cephesinde Dinyeper Nehrini geçip, Kiev’i ele geçirerek batıya doğru ilerlemiş, 1939 yılı eski Polonya sınırına kadar yaklaşmışlardır. Bu gelişmeler sonucu Alman Güney Ordular Grubu ve Merkez Ordular Grubu arasındaki ulaştırma bağı kopmuş, tüm Doğu Cephesinde, Merkez Ordular Grubunun mevkii, güney bölümü boşluk olan dev bir “balkon” şeklini almıştır. Sovyet’ler bu “balkonun” altına yani Merkez Ordular Grubunun hemen güneyine 4 güçlü tank ordusu yerleştirerek, taarruzun güneyden kuzeybatıya doğru olacağı (ve balkonun arkasına sarkarak çıkıntıda yer alan Alman Ordularının imhasına yönelik) izlenimi vermiştir.

Alman Merkez Ordularının geri çekilerek bu tehlikeli çıkıntıyı boşaltması ve cepheyi kısaltarak daha rahat savunulabilir hatlarda konuşlanması en mantıklı yöntem gibi görünse de, Alman Diktatörü her türlü geri çekilmeyi yasakladığı gibi, mucizeler yaratmış olan en yetenekli komutanlarını da azletmekteydi. Örneğin Manstein, 1944 ilkbaharında hararetli bir tartışma sonrasında görevinden alınmış idi.

Alman Diktatörünün yarattığı zorluklar sadece bunlar değildir. Hitler, Alman Ordusunun temel tank tipi olan “Panzer 4” tankının üretimden kaldırılarak, buradan boşalan kapasite ile daha yeni tank tipleri olan “Panter” ve “Tiger” tanklarının daha çok sayıda üretilmesinde ısrarcı oluyordu.

Orta ağır tank sınıfı olan “Panter” ve ağır tank sınıfına giren “Tiger” tankları gerçekten de dönemin en üstün tankları olup, Sovyet ve Batılı Müttefiklerin tanklarından iki kuşak ileridir. Ancak bu tankların kitle üretim ile çok sayıda üretilebilmesi için maliyetlerin düşürülmesi ve üretim süreçlerinin buna göre organize edilmesi gerekmektedir. Alman sanayii, 1943-1944 döneminde; 1939-1942 dönemindeki ihmallerin bedelini öder durumdadır. Üstelik 1943 yılından sonra işgücü anlamında kalifiye işçi sorunu had safhaya ulaşmış, Anglo-Amerikan hava taarruzları doruk noktaya ulaşmış, tüm bunların üstüne Ukrayna ve Donetz havzasının terk edilmesi ile çok kritik bazı madenler kaybedilmiştir. Alman diktatörü, Sovyetler Birliği ile olan savaşı basit ve taktiksel gerekliliklerden oluşan bir savaş olarak görmüş, bu çaptaki savaşı yönetmek için gerekli askeri strateji, sanayi üretimi, hammadde temini gerekliliği ve lojistiğin inceliklerini kavrayamamıştır. Guderian’ın rakamlarla ısrarlı duruşu mevcut olmasa idi, Alman tank üretimi müthiş kayıplara rağmen sayıca düşecek, Sovyetler Birliği çok daha büyük bir zafer kazanacak idi.

Bagration Stratejik Taarruzu, Polonya asıllı General Konstantin Rokossovsky tarafından planlanmıştır. Rokossovsky, 1937 yılında Stalin’in “Büyük Tasfiye” hareketi sırasında tutuklanmış, uzun bir süre hapis yatmış ve bir süre ağır işkencelere uğramıştı. 1940 yılında hiçbir gerekçe sunulmadan serbest bırakılan Rokossovsky, savaşta önemli görevler üstlenmiş, Moskova Savaşında, Stalingrad ve Kursk’ta kritik komuta kademelerinde bulunmuştur.

Bagration Stratejik Taarruzu, tüm Alman Merkez Ordular Grubunu imha etmek üzerine kurulu çok detaylı ve mükemmel bir operasyondur. Alman Merkez Ordular Grubu, o zamana kadar Moskova önlerinden kademe kademe geri çekilmiş, Orsha-Bobruisk ekseninde Moskova’dan yaklaşık 600 km. uzaklıkta cepheyi tutmaktadır. Bu büyük askeri güç, teoride büyük bir yenilgi görmemiş, Almanya’nın en güçlü askeri gücüdür.

Sovyet planı, Alman Merkez Ordular Grubunu Orsha ve Bobruisk arasında iki çeneli bir harekât ile sıkıştırıp, ana lojistik merkezi olan Minsk’e çekilemeden imha etmektir. Harekât, yaklaşık 1,800,000 asker, 6,000 tank, 33,000 top ve 7,500 savaş uçağı ile gerçekleşecektir. Harekât son derece başarılı olmuş, tüm Alman Merkez Ordular Grubu, Minsk’e çekilemeden tuzağa düşmüştür. İmha olan Alman Merkez Ordular Grubu, Sovyet Orduları önünde savunulamayacak bir cephe bırakmış, Sovyetler iki ay içinde neredeyse 900 km. ilerlemiş ve Varşova önlerine gelmiştir. Bu harekâtta imha olan ordular grubu ile Alman kayıpları 450,000-500,000 kişiye ulaşmıştır. Bagration, Almanlar için Stalingrad’dan çok daha feci bir felakettir.

Bu arada Alman Diktatörüne karşı, bazı subaylar tarafından organize edilen başarısız bir suikast ve darbe girişimi yapılacaktır. Darbecileri destekleyenler arasında “Çöl Tilkisi” Rommel de bulunmaktadır. Naziler bir halk kahramanı olan Rommel’i mahkemeye çıkartmak yerine, ailesinin durumu ile tehdit ederek intihar etmesini sağlayacaktır.

Sovyet Ordularını bu süreçte durduran faktörler, Alman direnişinden çok cephane ve yakıtlarının bitmesidir. Sovyetler, Vistula Nehrine ulaştıkları gibi bu büyük nehir üzerinde iki önemli köprübaşı oluşturmuştur.

Sovyetlerin başarıları sadece Doğu Cephesinin merkezinde değil, güney kısmında da sürecektir. Bagration Harekâtı biter bitmez tamamen taze güçler ile Romanya sınırından başlayan müthiş taarruz ile yaklaşık 200,000 Alman askeri Romanya’da teslim alınacaktır.

Sovyet taarruzları momentumunu yitirmemiş, 1944 yılının geri kalanında Almanya’nın son müttefiki olan Macaristan ekseninde de devam etmiştir. Daha kuzeyde ise Baltık Ülkelerinden Almanlar sökülmüş, başka bir taarruz da Finlandiya’yı savaş dışı bırakmıştır. 1944 yılı sonunda Sovyet Ordularının gücü 6.6 Milyon asker ile tavan yapmıştır. Almanların gücü ise Doğu Cephesinde 2 Milyon Alman askeri artı 200,000 savaştan bıkmış Macar askerinden teşkildir.

Batıda ise üstün İngiliz-Amerikan orduları Fransa’yı kurtarmış, Hollanda’dan başlayan Almanya sınırına inen bir hat üzerinden Almanya’nın eşiğine kadar gelmiştir.

Ancak bu kadar üstün ve zinde birliklere rağmen, komuta düzeyinde önemli hatalar yapılmış, müttefiklerin en atak ve becerikli komutanı olan Patton’a yeterli lojistik sağlanması ikinci plana atılmıştır. Patton, Eylül-Ekim 1944 tarihlerinde Ren Nehrini geçip Alman sanayisinin kalbi olan Ruhr Bölgesine girme fırsatını kaçırırken, tankları yakıt bekler durumdadır.

Halbuki Patton yakıtsızlıktan kıvranırken, İngiliz Kuvvetleri komutanı olan Montgomery’e her türlü olanak sağlanmıştır. Montgomery’nin oldukça riskli ve ihtiraslı “Arnheim Planı” kabul görmüş ancak bu harekât başarılı olamadığı gibi koca bir İngiliz tümeni Almanlar tarafında imha edilmiştir. Tüm bu beceriksizliğin nedeni, Batı Cephesi komutanı Eisenhower’dır. Müttefik Ordular komutanı Eisenhower vasat bir asker olmasına rağmen, politikacılar ile iyi ilişkileri ile bu kademeye yükselebilmiştir. Tüm hatalarına rağmen, Eisenhower ileride Truman’dan sonra, 1953-1961 döneminde ABD başkanı seçilecektir. Eisenhower’ın bu aşamadaki hataları ileride başlayacak Soğuk Savaş’ta Batının elini Orta Avrupa’da zayıflatacaktır.

1944 sonunda güneyde Yugoslavya ve Yunanistan’da kalan Alman birlikleri de bugünkü Hırvatistan-Slovenya eksenine çekilir. Amaç Avusturya’nın güneyinde Yugoslav-Sovyet ordularına karşı bir savunma hattı kurabilmektir.

İtalya’da ise Almanlar tüm imkânsızlıklarına rağmen Roma’nın kuzeyinde bir savunma hattında İngiliz ve Amerikan birliklerini tutabilmektedir.

1944 sonunda Almanlar her açıdan tükenmiş olmasına rağmen, son bir stratejik taarruz için tüm olanak ve rezervlerini toplarlar. Bu taarruz, 1940 yılında “Manstein” Planındaki gibi, yine Ardennes Ormanlarından başlayacaktır. Bu harekatın stratejik hedefi, dört yıl önceki gibi Alman zırhlı birliklerinin Meuse Irmağı’nı geçerek, Antwerp şehrine uzanması ve kuzeydoğusundaki Amerikan-İngiliz ordularını bir cep içine sıkıştırarak imha edilmesidir.

Almanların niyeti, bu harekât ile Batılı Müttefiklere indirilecek ağır bir darbe ile Batılı Müttefikler ile ayrı bir barış yapma olanağı kazanmak ve doğuda Vistula Nehri üzerinde stabilize olduğu düşünülen cephede Sovyetler ile savaşa devam etmektir. Müttefiklerin ezici hava üstünlüğü ise geçici bir süre hava durumunun kötü olması nedeni hissedilmeyecektir. 1944 Aralığında başlayan son Alman seçkin birlikleri ile başlayan bu taarruz başta Amerikalılarda bir bozgun yaratmasına rağmen, Patton’ın güneyden desteğe gelmesi ve düzelen hava koşullarının sağladığı hava taarruzları ile yenilgiye dönüşür. Bu taarruz, en seçkin Alman birliklerini zayıflattığı gibi, asıl büyük tehlike Almanların kapısını doğuda çalmak üzeredir.

 

 

Sovyetler, 1944 Ağustosundan beri Vistula Nehri üzerindeki köprübaşlarını takviye etmekte ve büyük bir taarruz için hazırlanmaktadır. Doğu Cephesi bu tarihte kuzeyde Doğu Prusya sınırından başlamakta, Vistula Nehri boyunca devam etmekte, daha güneyde artık düşmek üzere olan Budapeşte’ye kadar uzanmaktadır.

Yaklaşan tehlike, bir genç Alman istihbarat subayı tarafından raporlanır. Bu raporda yaklaşan Sovyet taarruzu için hazır tutulan asker, tank, uçak ve topçu sayısı şaşırtıcı kadar ayrıntılı ele alınmış, Sovyet Birliklerinin konumları tam olarak belirlenmiştir. 2.2 milyon asker, 4,500 tank, 5,000 uçak ve 17,000 toptan oluşan Sovyet vurucu gücü; asker sayısında 1:5, tank sayısında 1:4, top sayısında 1:4 ve uçak sayısında 1:9 üstünlüğe sahiptir. Sovyetler tam 6 kuşaktan oluşan ve mükemmel olarak tahkim edilmiş Doğu Prusya sınırına doğrudan taarruz etmek yerine, bu kuvvetleri Vistula üzerindeki iki köprübaşından Merkezi Polonya’ya doğru taarruz etmek üzere konumlandırmıştır. Alman Diktatörü raporu, “Cengiz Han’dan beri görülmüş en büyük sahtekarlık” diye geri çevirir. Raporu yazan bir yıl içinde göstermiş olduğu başarılar ile albaylıktan tümgeneralliğe terfi etmiş olan Reinhard Gehlen’dir. Gehlen savaştan sonra, Amerikalılar ile beraber çalışacak, amatör bir haber alma teşkilatı olan OSS’nin CIA’ye dönüşmesinde önemli rol oynayacak, Batı Dünyasının Soğuk Savaştaki belki de en önemli istihbarat yöneticilerinden biri olacaktır.

 

 

Sovyet taarruzu tam Stalin’in Ardennes’te savaşan Batılı Müttefiklere söz verdiği tarih olan 12 Ocak 1945’de başlar. Sovyet taarruzu çok başarılı olur: Sovyet Orduları, sürat ile merkezi Polonya ve Batı Prusya’yı katederek iki hafta içinde Berlin’in 40 km. ötesindeki Oder Nehrine ulaşır ve bu nehir üzerinde köprübaşları tesis eder. Kuzeye dönen başka büyük bir Sovyet cephesi Baltık Denizine ulaşır ve Doğu Prusya’yı tüm Almanya’dan koparır. Milyonlarca sivil ve yüzbinlerce asker Doğu Prusya’da kuşatılır. İnsanlık tarihinin en büyük deniz tahliye harekâtı ile (Hannibal Operasyonu) yaklaşık 1.5 milyon kişi 15 haftada 1,000’e yakın gemi ile Doğu Prusya’dan Batı Almanya ve işgal altındaki Danimarka’ya tahliye edilecektir. Tarihin en büyük denizcilik faciası da bu operasyonda vukuu olacak, bir Sovyet denizaltısının torpillediği “Wilhelm Gustloff” isimli gemide yaklaşık 10,000 kişi (Holywood’a bakarsak 3500 kişinin hayatını kaybettiği Titanic çok daha dramatik bir faciadır.) hayatını kaybedecektir.

Şubat 1945 tarihinde piposunu keyifle içmekte olan Stalin’in önünde iki tercih vardır: Artık savunmasız olan Berlin’e Oder Nehri üzerindeki köprü başları üzerinden taarruz etmek ve Berlin Taarruzunu erteleyerek, kuvvetlerini Macaristan-Avusturya-Çekoslovakya bölgesini teşkil eden Orta Avrupa’daki stratejik hedeflere sevk etmek. Berlin iki adet önemli stratejik varlığa sahiptir: İlki Alman Diktatörü, ikincisi Alman atom bombası programı. Eisenhower, Roosevelt’i Berlin Harekâtını, Sovyetlere bırakmaya ikna ettiğine göre, Stalin için ilk hedef zaten ceptedir. Sovyet Diktatörü, acımasız bir “Reelpolitik” uygulayıcısıdır. Dikkatini ve önceliğini Orta Avrupa havzasına çevirir. Nitekim Şubat-Nisan 1945’de Sovyetler Viyana’ya ve Çekoslovakya’ya girer. Bu arada Oder Nehrine bir dil gibi uzanmış, Sovyet Cephesinin kanatları olan Silezya ve Pomeranya’yı temizler. Doğu Prusya Nisan 1945’de düşecektir.

Alman Diktatörü son büyük taarruzunu, Mart 1945’te Macaristan’da yer alan Almanya’nın son petrol sahalarını kurtarmak için yapar. Guderian, bu taarruzun Oder üzerindeki Sovyet köprübaşlarına yapılması gerektiğini ısrarla ifade etse de lafını dinletemez. Blitzkrieg’in mucidi, Hitler ile neredeyse kavga düzeyine gelecek son tartışma ile son ve kesin bir şekilde azil edilecektir. Alman taarruzu beklendiği gibi Macaristan’da tamamen başarısız olur.

Stalin’in son harekâtı Berlin ekseni üzerinde olacaktır. Ancak yaklaşık 2 ayda Almanlar yaklaşık 1,000,000 kişi ile Oder Nehri gerisinde kuvvetli bir savunma hattı kurabilmiştir. Bu savunma sistemini zorlukla aşan Sovyetler, Mayıs 1945’te Berlin’i kanlı bir savaş sonrası ele geçirir. Batılı müttefiklerle, Sovyetler Elbe üzerinde buluşur.

II. Dünya Savaşı ekonomi ve stratejinin, topyekûn olarak kullanıldığı muazzam bir mücadeledir. Bu yazı her ne kadar bu alanlarda konuya yaklaşsa da savaşın içinde vuku bulmuş olan müthiş boyuttaki sivil kayıplara ve Naziler tarafından yürütülmüş olan soykırıma değinmemek hakkaniyet ile bağdaşmayacaktır. Ne yazık ki, Avrupa Musevileri başta olmak üzere, Roman Halkından, Sovyet savaş esirlerine kadar yaklaşık 10 milyon insan tarihte görülmemiş bir şekilde sistematik bir şekilde katledilmiştir. Bu trajedinin tam içeriği, yazılan onca kitap ve çekilen bu kadar filme rağmen geniş kitleler tarafından halen tam anlaşılamamıştır.

Almanya, hiçbir zaman bu utanç verici suçlar dizisinin sorumluluğunu üzerinden atamayacaktır.

Savaştan sonra zorla göç ettirilen Alman sivil nüfusun yollarda uğramış olduğu müthiş kayıplar ve esir Alman askerlerinin Sovyetler Birliği ve kısmen Batılı Müttefiklerin elinde uğramış olduğu muamele de bu trajedinin bir parçasıdır. Savaşın galipleri ne yazık ki, kendi prensiplerini çiğneyerek bu kayıpların oluşmasını sağlamıştır. Ancak tekrar vurgulamak gerekirse, savaşın son safhasında yer alan ve savaştan sonraki Alman sivil ve esir askerlerin kayıpları, Nazilerin uygulamış olduğu soykırımın sonuçları ile karşılaştırılabilir değildir.

Ancak Stalin’in savaş esnasında ve savaştan sonra Almanlarla iş birliği yapan Sovyet vatandaşları için uyguladığı politika, Alman Diktatörünün uygulamalarından pek farklı değildir. Milyonlarca Sovyet vatandaşı, Stalin’in Gulag sisteminde ortadan kaldırılacaktır.

Mayıs 1945’de savaş bittikten sonra, çok kutuplu dünya iki kutuplu dünyaya dönüşecek, Churchill’in deyimi ile Stettin’den Trieste’ye kadar bir Demirperde Avrupa’yı bölecektir.

Savaştan sonra Sovyetler Birliği görünürde müthiş bir güç haline gelmiş, bu büyük savaşta asıl yükü üzerine almış, savaştaki toplam Alman kayıplarının %85’i Doğu Cephesinde oluşmuştur. Ama Sovyetler Birliği, Doğu Cephesindeki savaşı kazanırken, 1946’da başlayacak Soğuk Savaşı baştan kaybetmiş durumdadır. Ne de olsa bu dev ülke; I. Dünya Savaşı, Ekim 1917 Devrimi, Rus İç Savaşı, Stalin’in yükseliş dönemi ve II. Dünya Savaşı ile kendisini tüketmişti.

Soğuk Savaş adını alacak bu müthiş mücadele de, bugünkü dünya sisteminin temellerini atacaktır. Bu yazı ile “Neden 1930’ları Hatırlamalıyız?” yazı dizimi bitiriyorum. Devam etmek isteyenler, 1945’den başlayarak bugüne kadarki dönemi inceleyen “Bugünkü Dünya Düzenini Anlamak” yazı dizimi okuyabilirler.

Epilog I:

1944 Mayıs ayı başı. Bagration Stratejik Taarruzunun planlanma aşamasında, Alman Merkez Ordular Grubu’nu Orsha ve Bobruisk eksenlerinden kuşatarak imha etmeyi öngören planı, Stalin gereğinden fazla karmaşık ve riskli bulmasına ve dört defa ısrarla reddetmesine rağmen, Rokossovsky plan üzerinde hayatı pahasına ısrarcı olacaktır.

Hatta planın hararetle tartışıldığı bir sahnede, Stalin Rokossovsky’e ellerinin durumunu fiziki bir jest ile hatırlatmayı unutmayacaktır. Rokossovsky’nin 1937-1940 arasında tutuklu kaldığı dönemde uğradığı işkence sonucu ellerinin tırnaklarının bir bölümünü kaybetmiştir.

Tartışmanın tırmanması ve hararetlenmesi sonunda, Stalin elini aniden Rokossovsky’nin omzuna koyar. Odadaki herkes Stalin’in Rokossovsky’nin apoletlerini sökeceğini düşünür. Stalin o anda generalin omzuna hafifçe vurarak, planı onayladığını belirtir.

Epilog II:

Pasifik Savaşının komutanı ve gerçek kahramanı, Amiral Chester W. Nimitz, Nürnberg Duruşmalarında tanıklık yapmak için binlerce kilometre öteden uçarak gelir. Ancak lehine tanıklık yapacağı kişiler, sanık koltuğunda oturan Alman Deniz Kuvvetlerinin komutanlığını yapmış olan Erich Raeder ve Karl Dönitz’dir. Savcılık makamının (İngiliz, Fransız, Amerikan ve Sovyet savcılardan oluşmaktadır.) tüm iddialarını şu sözler ile çürütür: “Amerikan Donanması Pasifik’te aynı Almanların Atlantik’te yaptığı gibi sınırsız denizaltı savaşı yürütmüştür. Bu talimatı da bizzat ben verdim.”

Epilog III:

Mareşal Erich von Manstein (1887-1973), Sovyetler Birliği’nin ısrarlı taleplerine rağmen İngilizler tarafından iade edilmez. Ancak İngiliz askeri mahkemesi, Manstein’ı ondört farklı suçtan dolayı yargılar ve 18 yıl hapis cezasına çarptırır. Savunma ise bizzat İngiltere’nin eski Başbakanı Winston Churchill tarafından finanse edilir. Manstein 4 yıl sonra serbest kalır. NATO’nun kurulması sonrası, Avrupa’nın bir Sovyet taarruzuna karşı nasıl savunulacağının temel prensiplerini geliştirir. İleride NATO’nun gölge başkomutanı olarak anılacaktır.

Epilog IV:

Heinz Guderian (1888-1954) savaştan sonra yargılanmadan serbest kalır. Federal Alman Ordusunun mimarı olacaktır. Oğlu Heinz Günther Guderian II. Dünya Savaşında Doğu Cephesinde savaştıktan sonra, Federal Alman Ordusunun (ve NATO’nun) en seçkin zırhlı birliklerine komuta eder. Kariyerinin en tepe noktasında, babasının II. Dünya Savaşındaki görevi olan, zırhlı birlikler müfettişi olarak görev yapacaktır.

Epilog V:

Batılı Müttefiklerin en başarılı kara komutanı olan Patton, savaşın bitiminde Sovyetler Birliği’nin yarattığı tehlikeyi ilk sezenlerdendir. Daha NATO ortada yokken Alman askerlerini yeniden silahlandırıp, Batılı Müttefiklerin komutası altına sokma fikrini ortaya atar. Ne var ki, savaşın bitiminden 4 ay sonra işgal altındaki Almanya’da bir Amerikan kamyonu arabasına çarpar. Patton’ın ölümü, pek çok komplo teorisini gündeme getirecektir

Burak Köylüoğlu

 

Bu  yazı dizisi 1919’dan 1945’e kadar  süren olayların  dramatik hikayesini anlatmayı  amaçlıyor.  Eğer bu yazı dizisinin tamamını okumak isterseniz:

Mail listesine katılın

Yeni yazılardan haberdar olun.

Teşekkürler! Kayıt oldunuz.

Üzgünüz. Kayıt olamadınız.

İLGİLİ Yazılar

error: Tüm içerik koruma altındadır!